YAZARLAR

Yerel yönetim sıkıntısı!

Belediyelerin başarısıyla Türkiye’de zaferlere imza atan Ak Parti, yerel yönetimlerde toplumsal yönetimden uzaklaşarak bireysel menfaatlere yönelik yönetim şekli uygulayarak hatalarını son 5 yılda inanılmaz derecede arttırınca 17’inci yılında içte ve dışta adeta yalnızlığa doğru hızla aşağıya iniyor. Ak Parti’nin ülkeye değişim getirdi ama faturası ise çok ağır olduğu vatandaşlar tarafından ifade ediliyor. İl ve İlçe belediyelerin yaptığı yanlış uygulamalarla sağ kanatta büyük yaralar açmaya devam etmesi vatandaşların tepkisinden daha çok onlara sinir harbi yaşatıyor.

Bugün, Ak Parti hükumeti bu yarayı her seferinde ‘kapatacağım’ demesine rağmen daha da derinleştiriyor. Geçmiş dönemde yerel ve genel seçimler öncesi milletvekillerinin yaşanan olumsuzlukları konuşmalarıyla itiraf ederek yapılan yanlışları düzeltileceğini söylerken bile kendilerinden emin olamıyorlar… En son söylem ise 15 Temmuz öncesi yerel yönetimlerin yaptığı uygulamalarla vatandaşın ve özel sektörün sırtında haraççı gibi durması her şeyi ortaya koymaktadır.

Türkiye’de gelişim adı altında değişim sürecinde duraklamaya geçti, ekonomik durgunluk yaşanmasının altında ki sebep ve nedenlerin ise uygulanan ekonomik ve yerel politikaların neden olduğu uzmanlar tarafından ifade edilmesine rağmen görmezlikten geliniyor. Daha önce Türkiye’ye model ülke rolü verilirken bugün ise gelişmiş ülkeler Türkiye’ye hizmet sektörü görevinin üslenmesi konusunda hızla adımlar atılması yönünde baskılarını da arttırmış durumda. Avrupa’da asgari ücretli bile sosyal yaşantısını en iyi şekilde yaşarken Türkiye’de ise asgari ücretli, emekli, işsiz, ve dar gelirli vatandaşların yapılan zamlar altında iyice ezilerek açlık sınırının altında yaşam mücadelesine mahkum bırakılarak adeta kölelik sisteminin hayata geçirilmiş duruma geldiği ifade ediliyor.

Asgari ücretli, emekli ve dar gelirli vatandaşlar ailece çalışmasına rağmen zor günleri kredi kartlarıyla ve yüksek faizli kredilerle aydınlık günlerin geleceği umuduyla yaşam mücadelelerini verirken, Ak Parti’nin 3 dönemlik iktidarında İktidar ile Ana Muhalefet Belediye yöneticileri yani Başkanlar, Başkan Yardımcıları, Meclis Üyeleri ile birlikte birim müdürleri, parti yönetiminde bulunan başkanlar, başkan yardımcıları ile birim başkanlarının hayal edemeyeceği servetler kazanmaları ise pekte şaşırtıcı değil. Türkiye’de daha önceleri yaşanmayan ve geçim derdi yüzünden topluca aile intiharları olmaya başlandı. Bu haberlerin çıkmaması konusunda da hükumet tarafından medyaya yasaklanma getirtildiği de ifade ediliyor. Tıpkı Afrika ve orta doğu ülkelerinde ki siyasetçilerin yaptıklarından farkı kalmamış gibi. Bir zamanlar Türkiye’de ‘Nereden Buldun Yasası’ varken İktidar ve Ana muhalefet partisi bu yasanın işlemez hale gelmesini sağlayacak sistemi oluşturmuş durumdalar.

İşte, bu sistemi delenlerin hepsi belediyecilik etik kuralları alt üst yaparak şirket ortakları olan belediye başkanları, başkan yardımcıları ile birim müdürleri yer almaktadır. Yine aynı şekilde müteahhitlerle ortak iş yaparak vatandaşın yaşam alanlarını kendi haklarıymış gibi bu müteahhitlere peşkeş çekilerek ceplerini doldurdukları gibi yakın çevrelerini de zengin ettiler. Ama orta ve dar gelirli vatandaşları ise unuttular. Hatta geçim derdini başaramayarak intihar edenlerin sayısında büyük artış görülmesi çok acıdır. Neden yazmadığımı soruyorlar, yazılacak o kadar çok kötü durumlar var ki bazen neyi yazacağımızı nereden hitap edeceğimizi bulmakta adeta zorlanıyoruz. Vatandaşlar ise “Abi sen yaz halık bilmezse malik bilir, malik bilmezse Allah bilir, sen yaz abi sen yaz…” diyerek teşvik ediyorlar.

İstanbul’da ki kötü yerel yönetimler nedeniyle adeta vatandaşın sorunları görmezlikten gelindiği gibi, vatandaşa eziyet edip zenginleri etrafında toplayan belediye başkan ve başkan yardımcıları ak partinin ve muhalefet partinin favori adayları olması da isyan noktasına getirtti. Ak Parti’nin ve Ana muhalefet partinin kamuya tahsis ettikleri ve vasıfları olmayan bu kişileri makamlara oturtulup sonra da işler yerinde gitmeyince isyan noktasına getiren yine kendileri oluyor. Başlarında ki bu beladan kendilerini kurtarabilmek için ana muhalefet iktidara, iktidarda ana muhalefete sarılarak kendi ettiklerini yine birbirlerine temizletiyorlar. Bu arada meydana gelen yerel ve ekonomik zararlar ise yine vatandaşa oluyor.

Bir zamanlar 80 yıllık Türkiye’nin neler bıraktığını ve hiçbir şey yapmadığını ifade edenler bugün Türkiye’nin geleceğini ipotek ettikleri gibi iktidar ve muhalefet partisi genel ile yerel yöneticileri “Sat borç öde” politikalarıyla adeta kamu kurumlarının gayrimenkullerini yağmalıyorlar. Bunları yazdığımızda ise iktidar “Bu ana muhalefetçi” ana muhalefettekiler ise “Bu iktidarcı” diyerek bizleri karalamaya devam ediyorlar. Merhum Erbakan, Demirel, Özal, Ecevit, Türkeş gibi bir çok siyasetçilerden aldıklarımızı iade etmekle mükellefiz. Bizim siyasetimiz geçmişte de hiçbir zaman olmadı. Bugünde…

Geçmişte olduğu gibi bugünde, Ak Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, İyi Partisi, Demokrat Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Vatan Partisi, İşçi Partisi vs. Türkiye Cumhuriyeti Devletini tanıyan ve Türk Halkına din, dil, ırk, mezhep gözetmeksizin en iyi hizmeti veren her yöneticiyi sahiplendiğimi bilirler. Haklı oldukları her konuyu da savunurum tıpkı o görüşteki insanmış gibi. Sert yazsam da konuşsam da niyetimin ve çalışmamdaki başarılardan dolayı sevilen insan olmanın onurunu yaşıyorum….

Gazeteciler normalde pek sevilmezler sebepleri ve nedenleri ortadadır. Kirli işlere bulaşanların açıkları ortaya çıkarttığı için. Şantajcıları kendimizden saymıyoruz çünkü onlar gazeteci değil diye düşünüyorum. Bizler mesleğimizin icabı gereği her türlü iş ve karaktere gireriz taa ki topluma verilen zararları yakalayabilme adına. Demirci, tornacısı, doktoru, eczacısı, definecisi, mezarcısı, marangozcu, hırsızı, polis, iş adamı, sektörücü vs. tabi hepsi devletin yetkili birimlerinin haberi olarak ortak çalışmasıyla taa ki suçlu olunan ortamın doğruluğu ortaya çıkartılana kadar. Herşey Türkiye’nin ilelebet payidar kalması için. Çocuklarımızın ve çocuklarınızın aynı zamanda torunlarınızın torunlarının özgürlükleri için. Neyse gelelim konumuza…

Çekmeköylü Başkan Poyraz’ı neden yazmıyorsun diye sorup soruşturuyor. Aslında, Çekmeköylü benden iyi biliyor Başkan Ahmet Poyraz’ı yazmaya gerek yok. Çalışanları da belediyede olan bitenleri de… Bunları il başkanı da çok iyi biliyor İstanbul’dan sorumlu genel başkan yardımcısı da. Çıkar üzerine yapılan siyasetler nedeniyle hiçbir kimse ilçe belediye başkanlarına hesap soramazlar çünkü yetkilerini kendi çıkarları uğruna başkanlarına teslim etmiş durumdalar. Bu kişiler bu durumlarını kaybetmemek için de ellerinde kukla olabilecek kişileri atama yaparlar. Kukla olmayacak durum sergiledikleri zamanda ayaklarını hemen kaydırıyorlar.

Yine aynı şekilde Çekmeköy Belediye Başkanı Ahmet Poyraz’ın gerçek anlamda sosyal belediyecilikte başarılı mı, değil mi? onu kendisine sorup karşısında dinlemek isterim. Bir başkanın kendisini anlatarak kendisinin ne kadar tanıdığını anlamak daha iyi oluyor. Başarı ekip işidir. Ben, Ahmet Poyraz’ı tuttuğum kadar Hasan Can ile İsmail Erdem’ı tutmamıştım. Poyraz’ı tuttum çünkü bir geçmişi ve Ak Parti vardı. Gelin görün ki Ak Parti’de Hasan Can ile İsmail Erdem başarılı belediye başkanlardı. Hasan Can’ın da eksileri çoktu. Şimdi bu başkan yok, yaptıkları vatandaşlar tarafından yargılanıyor. Hayrı da şerri de. Ama işin acı tarafı ise belediye başkanı başkan yardımcısı veya meclis üyeleri aday gösterilmediklerinde-seçilmediklerinde hizmet verdikleri ilçeyi anında terk ediyorlar sırra kadem basıyor acaba neden?!… Hayır işleyenler neden ilçeyi terk etsinler ki acaba….

Bu iki başkanın bir özelliği vardı savaş kaybetmeye etken, geçmişte başarısız yönetime sahip olmuş kişileri, kötü yönetim sergileyenleri, illegal işlerde olup ta kişisel rantlarını arttıranları hemen görevlerinden uzaklaştırarak kuruma ve teşkilatın adının kirlenmesini önlemeye çalışıyorlardı. Lakin bataklıkta uzun süre duranın üzerine mutlaka çamurda bulaşır pislikte, iftirada… Onların belediye başkanlıklarını, yedikleriyle iştiklerini, yaptıkları hayır ve zararlarıyla Allah’a mutlaka hesap vereceklerdir. Kamuda bir illegallikleri varsa da o zamanda hukuka hesap vereceklerdir. Adalet Mülkün Temeli’dir….

Şimdi gel gelelim Ahmet Poyraz’a Çekmeköylüler ve parti içerisinde konuşamayan Ak Partililer adına soruyorum… Soruyorum çünkü onlar konuşamıyorlar sadece bana aktarıyorlar bende soruyorum… Belediyenin içerisinde ayda bir 3-5 gidip gelen bir kişiyim. Sen, seçimde büyük oy kaybetmene etken olan ve İstanbul seçiminde de kaybeden bu kişileri hâlâ niye kadronda ve yanında barındırıyorsun. Bu kişiler başkanlıkları veya başkan yardımcılıkları sona ermiş ve senin oy kaybetmene etken olmuş bu kişiler neden yanında? Belediye birim müdürlüklerindeki çalışmalarından dolayı belediyenin adını kötüye çıkarmış bu kişileri başka yerlere neden kaydırıyorsun? Belediye içerisinde ki dedikoduları ve konuşulanları saymıyorum, çünkü senin çalışanların bunları umursamadığını düşünerek bu kişilerden farkın olmadığı düşüncesi içerisindeler. Bu durumu özür dileyerek yazıyorum. Çünkü bunu ben değil Ak Partililer ve belediye çalışanları soruyor. Bu kişiler hangi başarılı çalışmalara imza atmışlar ki kimisini başkan danışmanı, kimisini müdür kimisine de atama yapıyor hatta hesap bile soramıyor şeklinde yorumlanıyor.

Yine Çekmeköylüler ile partililerin dilinde, “Çekmeköy’de Demokrat Parti’nin sahaya çıkmasaydı Ak Parti’nin varlığı Çekmeköy’de olmayacaktı” şeklinde konuşuluyor. Sosyal sitelerde bu durum uzun süre gündemden düşmediği gibi hatta Taşdelen eski Belde Belediye Başkanı Hüseyin Avni Sipahi ile danışıklı bir siyaset yapıldığı da konuşuluyor. Seçim kazanmak değil, icraatleriyle seçim kazanmak başarıdır. Bunun arkasında başka durumlarda konuşulması ise Ak Partiye daha büyük yaralar verdiği iddia ediliyor. Önümüzdeki genel veya yerel seçimde Ak Parti’nin böyle giderse Çekmeköy’de kazanamayacağı da konuşuluyor. Ahmet Poyraz, Çekmeköy’e birşeyler vermedi mi? Verdi. Amma niye hizmetler konuşulmuyor da bu gibi dedikodular konuşuluyor? Poyraz hizmetleriyle neden anılmasında “siyasi ayak oyunlarıyla seçim aldı” şeklinde konuşularak anılsın?…

Nedeni açıkca ortada. Orası siyasi erg yönetimi altında olsada devlet kurumudur. Başarılı olanlar yükseltilir, başarısız kalanlar ise teşekkür edilir. Kamuya hizmet, hakka hizmettir. Ahde vefa kurumu değildir. Bu dayımın oğlu, bu hemşehrim, bu bizim köylü başkan orada başarısız olmuş kaybetmiş burada başarır düşüncesi yanlıştır. Zulüm yapan her yerde zulümcüdür, rüşvet yiyen her yerde rüşvetçidir. Bu durum inançlı olan insanlar için ağır bir yüktür. Tabii kimin ne kadar inançlı, kimin ne kadar inançsız olduğu da kişinin yaptığıyla birlikta Allah bilir. Bu yazdıklarımı ben değil kurum ve siyasi ortamda konuşulanlardır.

Ak Partili belediyeler ile Ana Muhalefet Partili belediyelerin en büyük hataları birbirlerinin akrabalarını belediyelere karşılıklı olarak eleman veya yönetici olarak yerleştirmesidir. Sonra bu kişiler iş yapmak yerine çantacılık yaparak kısa yoldan zengin olma mücadelesi vermektedirler. Bu kişilere birim müdürlerinin sözleri de geçmeyince işler durma noktasına gelmektedir. Böyle olunca da “Vurun abalıya” denilerek arkası olmayan bilgisi ve çalışmasıyla kısacası dişiyle tırnağıyla bir yerlere gelmeye çalışanları kapı dışarı edilmesine neden oluyor. Tıpkı üçüncü dünya ülkelerinin kurumlarında yaşanılanlar gibi….

Niye “o çok çalışıyor ve işi en kısa yoldan hallediliyor bilinirsen ben gönderilirim” düşüncesi ağır bastığı için…. Bugün yerel yönetimler ve kamu kurumların durumu bunu göstermektedir. Başkanların yerel yönetimleri şirket yönetmek bundan zor deyipte kamu kurumlarını şirkete benzeterek yönetmeye çalışmasıyla birlikte devlet bilincinin kaybolması nedeniyle…. Naparsın ki adamlar devletin kademelerinde birden ikiden yer almış mı ki bilsin…. Onlar kamuda kendi işlerini nasıl yürüttükleri gibi, kamunun başına geldiğinde de işlerin kendi bildikleri gibi yönetmeyi sürdürüyorlar. Nasıl olsa kendilerinden sonra gelen bir deli düzeltir mantığıyla….

Yazık bu devlete, yazık bu millete, Türkiye değişimi aşıp gelişime koşması gerekiyor. Ama gelin görün ki son 6 Yıldır bu yapılamıyor. Çünkü bilen ve çalışan insanları iktidarı da ana muhalefeti de küstürdü. Türkiye hızla inşaat sektöründen beslenen 3’üncü dünya ülkelerinin seviyesine doğru iniyor. Gelişmekte olan değil 3’üncü dünya ülkeleri seviyesine doğru. Tıpkı Ak Partili yerel yönetimlerin il ile ilçe kaybetmeleri gibi…. Vatandaşın mevcut siyasetten uzaklaşmasını gören muhalefet partilerde büyük değişime geçtiler. Toplum tarafından sevilen ve bilge insanları adeta kaparcasına yarışa girdiler ama tekliflere bu kişiler sıcak bakmıyor çünkü Ak Parti’nin bıraktığı yük hem çok ağır hemde mevcut siyaset yüzünden kirlenmekten korktukları için…. Ümraniye, Sultanbeyli, Sancaktepe, Ataşehir, Üsküdar kısacası Anadolu Yakası’nda ki diğer yerel yönetimleri de kaleme almayı sürdürmeye devam edeceğim….
Rabbim bu millete hayırlı ve salih imanlı yöneticiler nasip eylesin….

 width=  width=