YAZARLAR

Şehir Hastaneleri ve personeller…

Değerli okurlarımızın içerisinde yer alan sağlık sektöründe ki meslektaşlarımın sorunlarını dile getirmeye devam edeceğim. Bizim eleştirimiz yıkıcı değil yapıcı olmaktadır. Hükumette veya ana muhalefette adı Tıpçı olup ta bu mesleği gerçek anlamıyla değil sadece ticari anlamda düşünenler nedeniyle bu hale geldiğini unutmamak lazım. Sağlık sektörünün en önemli kaynağı insandır ve insanın sağlığını en iyi şekilde ve en kısa sürede iyileştirdiğinizde kâr kazanırsınız. Bunun dışında cana verdiğiniz her türlü zarar sizin sonradan cüzdanınızdan bir şekilde çıkacak zarar olduğunu unutmayınız.
Daha önceleri kamu hastanelerinde yığılmalar ve doktorlar ile hemşireler hastanın aynı zamanda hasta yakınlarının çektiği sıkıntılar umurlarında bile olmamaktaydı. Nedeni ise, klasik memurların girdiği durumdan kaynaklanmaktaydı.

İşsiz ve ne iş olsa yaparım diyen bir çok vatandaş veya sağlıkçı bir hastaneye-sağlık sektörüne kapak atana kadar kendini göstermek için gecesini gündüzüne katar. Sonra bu kişi buraya kadrolu olmak için uğraşını tamamladıktan ve isteğine kavuştuktan sonra kendini rölantiye alır. Siz onu çalıştırmak için peşine adam takarsınız bu da hastane veya sağlık sektörü için büyük bir yük haline gelir. Memursa işten çıkartması zor olur, kadroluysa kadrodan çıkartmak için ya yüz kızartıcı suç işlemesini beklersiniz veya çeşitli yerlere sürerek bu kişiden kurtulmaya çalışılır amaç haksız yere tazminat ödememek.

Her kurumda olduğu gibi sağlık sektöründe de insanı eğitmezseniz size zarar olarak döndüğü gibi topluma da büyük zararlar verebilir. Devlet, bir atılım yaparak Şehir Hastaneleri’ni kurmak için düğmeye bastı ve bir çok ilde büyük şehir hastanelerini kurmayı başardı. Lakin bazı hastanelerde ise, özel hastanelerle ilişki içerisinde olan profesörler, uzmanlar, doktorlar ve personellerin ikinci işlerini kazandırma pahasına bu hastanelerin hizmetlerini aksatmaya başlaması milyarlarca lira zarar anlamına gelmektedir.

Hala geç değil. Keşke yazdıklarımızda ve söylemlerimizde yanılmış olsaydım, ama gerçek bu. Bunu görmek için müneccim olmaya gerek yok. Şehir Hastaneleri’ni kurarken öncelikli olarak hastane kurallarını ve bu hastanelerin gelişimini sağlayacak kuralların oluşturulması sağlatılmalıydı. Her kurulan hastanede yeni kurallar getirtilerek her yeni hastane daha iyi hizmet anlamına gelecekti. Şimdi bu durum ise, devletin üzerine yük geliyormuş gibi. Bazılarına göre, şehir hastaneleri projesinde de yirmi beş yıl sonrasını hesap etmek gerekirdi.

Bu konuda çok yazı yazıldı, hesaplar yapıldı. SGK’dan ve ilaveten bütçeden yılda kaç milyar ödeneceği bile hesaplandı. Para, hesap, kitap işlerine girmek istemiyorum. Şehir Hastaneleri hikayesi sadece Türkiye’ye has bir hikaye değildir. Avrupa ve dünyanın gelişmiş bazı ülkelerinde bile var. İngiltere’de bu işleri yapmalarına kraliçe izin bile vermediği ifade edilmektedir. Hepsini dikkatlice ölçüp biçmek lazımdı. Neyse, zararın neresinden dönerseniz kârdır derler. Sayın Bakanın son anlattıklarına bakılırsa sanki bir şeyler değişiyormuş gibi.

Şehir hastaneleri ve devletin diğer sağlık kurumlarının zarar etmemesi için kaynaklar oluşturulması gerektiği kadar bir de işini bilen devletini milletini seven, sermayeyi ikinci planda tutan personellerin yetiştirilmesi gerekliliğine bakmak gerekir. Sağlıkta, Çin, Japonya, İngiltere ve ABD de personel yetiştirme tarzlarına bakmak gerekir. Bunun için Şehir Hastaneleri’ni Şehir Üniversite Hastaneleri yapmanın büyük kâr getireceğini söyleyebilirim. Bu durum özel hastaneler içinde faydalı olacaktır. Türkiye’de sağlık sektörü hastane ve sağlık ocaklarında olmak yerine sağlığa önem verilmelidir. Daha önce de ifade ettiğim gibi Aile Hekimleri’nin ilaç yazma yetkilerinden daha çok hastanın sağlık harcamalarından da sorumlu olmalıdır. Bir ilaç yazımı veya hastane yatırımında bile hastasından sorumlu olmalıdır. Böyle olmazsa sağlık harcamalarının faturası hiçbir zaman aşağıya inmez.

Aile hekimlerinin hasta bakma değil hastanın durumunu denetleme yetkisi olmalı dememde ki kasıt ise, Üniversite, Araştırma ve düz hastanelerde personel eksikliği hemen hemen tüm yöneticilerin yakındıkları sorunların başında gelir. Hizmet ve ürünün niteliğini büyük ölçüde etkileyen bu sorun, konu hastane olduğunda insan sağlığı ve yaşamını tehdit edebilecek boyuta ulaşabilmektedir. Bu yüzden hastanede yatmak, hastalar için bazen evinde yatmaktan daha riskli olmaktadır. Çünkü evinde ailesi tarafından yakın ilgi gören hasta, hastanede özellikle çalışan sayısının çok sınırlı olduğu gece vardiyasında, kendi haline terk edilmektedir. İşte aile hekimlerinin önemi burada net görülmektedir.

Böylece gözetimden uzak kalan hastada oluşan değişiklikler zamanında fark edilememekte ve hekim bu durumdan haberdar olmamaktadır. Bir hastanede hekim sayısı yetersizse veya tecrübesiz hekimler varsa gerekli girişimlerde bulunulamamaktadır. Yapılan araştırmalarda hasta ölüm nedenlerinin personel yetersizliği nedeniyle gece saatlerinde olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun nedeni ise yaşlı, denge sorunu olan veya yarım yatalak durumdaki hastaların düşerek zarar görmesi, alt personel hatalarından kaynaklanan yanlış tedavi uygulamalarının ve bu benzer konuların gece meydana gelmesi de bir rastlantı değildir. Çünkü uzman personelin bu saatlerde olmaması hastaneler için büyük sorun olmaktadır.

Bilindiği gibi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Hasta Hakları Yönetmeliği ve Anayasa, herkese, hiç bir ayrım gözetmeksizin sağlık hizmeti alma hakkı tanımakta ve sağlık hizmetleri dağılımının gereksinimler doğrultusunda yapılmasını öngörmektedir. Konu hastanede insana sağlık hizmeti sunmak olduğundan, hastaların bakım ve tedavisinde, durumu, statüsü, toplumsal konumu, ırkı, dili, dini inançları, fiziki özellikleri, yaşadığı yer dikkate alınmaksızın, gereksinimlerine uygun, eşit, her yönden ulaşılabilir nicelik ve nitelikte sağlık hizmeti verilmesi önem kazanır. Bu nedenle, ülke genelinde; bölgelerin özelliklerine bağlı sağlık gereksinimlerinin saptanması, gereksinimlerin giderilmesinde, hangi sağlık mesleklerine ve ne kadar insan gücüne gereksinim duyulduğunu ortaya koyan çalışmalara öncelik verilmelidir. Bu durum hâlâ yapılmamaktadır. Bir çok hastanede doçent veya doçent yardımcıları asli görevlerini bırakıp asistanların işlerini yapmaktadır. Bakanlık bu durumu görmezlikten geldiği gibi özel üniversitelerin mezun verdiği doktorları her hangi bir deneyimsel sınava tabi tutmadan hastanelerde çalıştırmaları da ölüm vakalarını arttırarak hem hastanelerin hizmet kalitesini düşürüp hem de ailelerin acı çekmelerine sebep olmaktadır.

Kısacası hastane çalışanları döner sermaye haricinde olan, tedavi ve hizmet sektöründekileri “Öncelikli olarak insanı tedavi etmek ve insana hizmet sunma” düşüncesinden çıkartıp ticari kaygıya sokarsanız bu durum zararla sonlanır. Devlet veya özel sektör bu kaygıyı çalışanına aşılarsa bu kişi öncelikli kurumu düşünerek hareket eder sonra da kişisel çıkarlarını öne çıkartarak kurumları sömürmeye başlar ve çalışma süresini azaltmaya gider. Kamu ve Devlet hastanesi idari yönetimi de bu kişiyi bir daha çalışmaya zorlayamaz. Sonrası malum, hukuk süreciyle hastaneler ve doktorlar uğraşır. Bu nedenledir ki hastanenin kural ve niteliklerinin yanısıra hizmet alınında ki düşünce tarzı değiştirebileceği gibi Sağlık Üniversiteleri ve liselerindeki eğitimlere önem verilerek bireyin insan odaklı olarak yetiştirilmesi sağlatılmalı ve bilgi deneyimi de yükletilmeli. Japonya, Çin, Almanya ve ABD’de sağlık sektörleri bu şekilde kurtulmuştur.
Sağlıklı günler dilerim.

 width=  width=