YAZARLAR

Sağlıkta yeni sorunlara hazırlıklı olun?!

Sorunları sürekli yazmak sorumsuzluk değil yanlışı gösterip tedbir alınmayı gerektirir. Bu durumdan şikayetçi olan tüm siyasetçilerin ve kamu kurumlarının cehaletle suçlanacağı iyi bilinmelidir. İyi yapılanı alkışlanmayı da biliriz, kötü yapılanı eleştirmeyi de, lakin iyi yapılan bir iş yarardan daha çok zarara gidiyorsa mutlaka eleştirilmelidir. O yanlışta da ısrar ediliyorsa yönetimin başkasının ellerinde olduğu düşüncesi dikkatleri çektiğini de anlamayan dar zihniyetli yöneticiler bilmeli. “Biz yolumuza bakalım bizden sonra nasıl olsa düzelten biri çıkıyor” denirse bu da insafsızlıktır bunun arkasında da hukuk sistemi işler hale getirtilmelidir. Ahiretin cezası belli de bu dünyada ki cezayı da hukuk veriyor. Tabii, Türkiye’de ki hukuk sisteminin diğer siyasetçilerin “Hukuk sistemimiz örümcek ağları gibidir. At sinekleri delip geçiyor sivri sinekler takılıp can verirler” diyerek bize aba altından sopa göstermektedirler. Bizler önce Allaha sonra Türkiye’nin adaletine güveniyoruz.

Sürekli olarak yapılan hataları söylüyoruz. Sağlık finansmanı, SGK ile ödeme farkları ve sağlık ithalatları sorunu, ülkelerin ve hükümetlerin gündemlerinde her zaman olmuştur. Lakin bu çalışmalar toplu olarak alınmadığı gibi yapılan işin çok büyük zararlar getireceğini her zaman gündeme getiriyoruz. Sitemizi hackerlemek yerine verdiğimiz ip uçlarından sorunları çözmeye gitmeleri daima başarı getirecektir. Ülkemizde Sağlıkta Dönüşüm Programı ile birlikte önceki sistemin verimsizliklerinden kaynaklanan kazanımlarla finansal göstergelerde kamu açısından bugüne kadar çok iyi bir performans sergilenmiş ve sağlık harcamalarına ayrılan pay 2002 yılına göre yüzde 5,2 den 2016 yılı itibari ile yüzde 4,6’ya düşmüştür. Lakin bunlar araştırma ve üniversite hastanelerinde gerçekleşmiştir. Lakin uzun sürmediği de bir gerçektir.

Ancak uygulanan politikaların sürdürülebilirliği için sağlık hizmet sunumu ve finansman sisteminin bütünleşmiş bir anlayışla ele alınarak 2023 hedeflerini gözetecek şekilde ve ulusal sağlık düzeyini yükseltmeyi amaçlayarak köklü bir reforma tabi tutulması zaman gelmiş, hatta gecikme sürecinede girmiştir. Türkiye’de aile hekimliğinin niteliği ve işleyiş şekli değişmediği sürece sağlıkta iflasa gidilme durumları meydana gelebilir. Sağlık finansmanında harcamaların azaltılması dönemi yerel seçimlere 6 ay kala bitmiş aksine daha fazla ödemeler yapılmaya başlanmıştır. Yeni yapılan şehir hastanelerinin düzenlenmesi Türkiye’ye daha çok sağlık araç gereci üretip ihraç eden yabancıların işlerine yaramıştır. Yani anlayacağınız Türkiye sağlıkta araç gereç pazarı haline gelmiştir. Sağlık Bakanlığı sağlıkta dışarıya ödediğimiz döviz miktarını açıklasa herşey ortaya çıkacaktır. Hatta farkında olmadıkları açıkları bile…

Ülkemizde ilk defa kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin finansmanı Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmasına rağmen, sistemin yaklaşık 10 yıllık işleyişinde hastalığı finanse eden bir yapının ötesine geçilememiştir. Bu durum başta artan yaşlı nüfus oranı, kronik hastalıklar ve yeni teknoloji tanı/tedavi yöntemleri ve ilaçlar nedeniyle oluşacak harcama artışı nedeniyle sağlık finansmanının sürdürülebilirlik riskini arttırmaktadır. Koruyucu sağlık harcamaları yasal düzenlemelere uygun olarak Genel Bütçe’den ödenmesi uygulamasına son verilerek GSS bütçesinden ödenmesine geçilmeli ve SGK tarafından sağlıklı yaşamı teşvik edecek uygulamalarda Sağlık Bakanlığı ile yakın bir işbirliği içerisinde çalışılması sağlanmalıdır.

Yine aynı şekilde aile hekimini devlet tarafından “Hastalık haricinde” kurumsal şekilde devletin harcamalarını yani SGK harcamalarını koruyacak şekilde bir görevlendirme de ortaya konulmalıdır. Hasta gerçekten hasta ise tedavisi yapılmalı. Bu tedavi de aile hekimi tarafından kontrolü sağlanmalıdır. İSTANBUL BAŞTA OLMAK ÜZERE TÜRKİYE’DE BİR ÇOK ÖZEL HASTANE HASTALIĞI TEDAVİ EDEMEDİĞİ HALDE HASTANIN, KENDİLERİNDE “BU BÖLÜM VEYA BU ARAÇ GEREÇ YOK. ŞU HASTANEYE GİDİNİZ. KENDİ İSTEĞİNİZLE YAPIN BUNU DAHA İYİ OLACAK” ŞEKLİNDE ÇIKIŞINI YAPIYOR VE O TEDAVİYİ YAPMADAN SADECE OTEL İLE SAĞLIK HARCAMALARI MASRAFLARINI ALIYOR. BAZI GELİŞMİŞ ÖZEL HASTANELER DE PRESTİJ KAYBI YAŞANMASI KORKUSU NEDENİYLE HASTAYI YOĞUN BAKIMA ALIYOR SONRA DA O HASTA KURTARILAMIYOR. SGK TEDAVİSİ YAPILMAYAN VEYA ÖLEN HASTANIN TÜM MASRAFLARINI HEM DEVLETTEN HEMDE VATANDAŞTAN ALIYOR. ASLINDA TEDAVİSİ YAPILAMAYAN VEYA ÖLEN HER HASTANIN PARASI ÖDEMEMESİ GEREKİR VEYA YETKİLİ HEKİMİN ONAYI İLE ÖDEME YAPILMALI. TABİİ BU HEKİMDE DEVLETİN SAĞLIK MÜFETTİŞLERİ TARAFINDAN HERŞEYİ KONTROL EDİLMELİ. BELKİ O ZAMAN GERÇEK SAĞLIK SİSTEMİ ORTAYA ÇIKAR.

Öte yandan, sağlık finansman bakımından Sağlık Bakanlığı ve Devlet Üniversite hastanelerine SGK üzerinden Global Bütçe yöntemi ile ödenen sağlık giderleri yanında genel bütçeden aldıkları tutarlar sonucu kamu için geri ödeme tarifesi olmaktan çıkmış durumdadır. Bu durum aynı zamanda SGK’nın geri ödeme mekanizması yoluyla kamu sağlık harcamalarının kontrolü mekanizmasını tümüyle ortadan kaldırmıştır. Sağlık politikaları ve finansmanı ile ilgilenen herkesin ilkesel olarak kabul ettiği sevk zinciri uygulaması, tedavi hizmeti sunan kamu ve özel sağlık kurumların mali kaygılarını gidermeden uygulamaya geçirilmesi mümkün görünmemektedir.

Bu arada, sağlık hizmetlerinin geri ödeme bedellerinin belirlenmesinde yetkili olan “Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu”nun üye yapısı ve işleyişi Kanunda amaçlanan SGK yönetiminden özerkliğini sağlayamamaktadır. Uygulamanın 10 yıllık yaşanan deneyimlerden yola çıkarak kamu sağlık tesislerinin maliyet bedeli referans alınarak yürütülmesi sağlanmalıdır. Bu uygulamanın yaşama geçirilmesinde ilaç örneğinde olduğu gibi diğer ülkelerin sosyal güvenlik/kamu kurumlarının geri ödeme tutarlarının referans olarak alınması ya da kıyas amaçlı kullanılması da değerlendirilmelidir.

Vatandaşların Zorunlu Olarak Girdikleri GSS Sistemine girişte bireyler zorunlu olarak sisteme girmektedirler. Hizmet satın alırken sadece SGK’nın sözleşmeli kurum ve geri ödeme listesindeki ilaç ve malzemelere dayalı ödeme modeli, uygulamada farklı tercihleri olan kişilerin GSS’den yararlanmasını engellemektedir. Uygulamanın GSS’nin 2006 yılında yayımlanan ilk haliyle tekrar ele alınması değerlendirilmelidir. Yani anlayacağınız bu durum 3 ana çatıda toplanmalıdır. SGK, Kamu Çalışanları ve İşsiz ile sigortasız olanlar. Böylelikle ödemelerin açıklığı net görülmektedir. Global Bütçe geri ödeme modeli, katılım paylarının kamu-özel sağlık tesisine göre farklılaştırılması, tıbbi tedavilerde kamu-özel sağlık tesisleri bakımından ameliyat yapma yetkisinin farklılaştığı uygulama örnekleri, kamu sağlık tesislerinin özel sağlık tesisleri ile verimlilik, hizmet kalitesi ve vatandaş memnuniyeti gibi kriterler dahil olmak üzere rekabet içinde faaliyet yapmasına engeller oluşturmaktadır.

Kanun ile getirilen devlet katkısı modeli SGK’nın sadece prim tahsilat performansına endekslenmiş olarak uygulanmaktadır. GSS bakımından devlet katkısının prim tahsilat performansı yanında toplumun sağlık düzeyi başta olmak üzere sağlık sistemi çıktılarını dikkate alacak bir anlayış ile yeniden düzenlenmelidir. Devletin yaptığı her sağlık hizmeti bedava değildir. Yani kısaca anlayacağınız şu olmalı “Bedava sağlık hizmeti yoktur. Sağlık hizmetlerinin tüm maliyetini vatandaşlar karşılamaktadır. Ülkemizde bağımlı çalışanlar kendileri ve işverenleri tarafından ödenen primlerle, bağımsız çalışanlar ve geliri yüksek olanlar kendi ödedikleri primlerle, geliri düşük olanlar için ise devletin vergi gelirlerinden ödediği primler ile sağlık sistemi finanse edilmektedir. Buna ek olarak tahsil edilen GSS primlerinin yüzde 25’e kadar devlet katkısı ödenmektedir. Bu tutarın da yeterli olmadığı durumda transfer ödemesi ile emeklilik uygulamasında olduğu gibi açıklar devlet borçlanması yolu ile kapatılmaktadır. Tüm bu tespitler bizi sağlık harcamalarının tümünün nihayetinde vatandaş tarafından ödendiği ve sağlık hizmetinin bedava olmadığı gerçeğinden hareketle, sistemin sürdürülebilirliğini riske edecek ve nimet külfet dengesini bozacak uygulamalardan kaçınılmasına azami özen gösterilmelidir.

Tüm dünyada sağlık finansman sistemleri cepten ödemeleri bünyesinde barındırmaktadır. Yani özel sağlık sigorta sistemi yaygın hale gelmiştir. Bundaki amaçta bellidir. Sağlık finansmanın tamamını vatandaşların karşıladığı dikkate alındığında, temel sorun cepten harcamalarının varlığı değil, ne kadarının prim/vergiler yoluyla ne kadarının cepten ödemeler yoluyla karşılandığıdır. Ülkemiz için bu oranın yüzde 15- yüzede 20 aralığında tutulması hedeflenerek finansman politikaları düzenlenmelidir. Cepten ödemelerin sağlık finansman sisteminin temel bir unsuru olduğu dikkate alındığında bu ödemelerin ikinci bir sigorta güvencesine kavuşturulması, söz konusu ödemelerin olumsuz etkilerinin minimize edilmesi için önemli bir mekanizma sağlayacaktır. 2016 yılı itibariyle 19.562 Milyon TL olan cepten (hane halkı) harcamaların özel sigorta/tamamlayıcı sigorta modelleri ile ikinci bir sigorta güvencesine kavuşturulması vatandaşların memnuniyeti ve sektörün sürdürülebilirliği açısından olumlu etki oluşturacaktır. YİNE TEKRARLIYORUM AİLE HEKİMLERİNİN DONANIMLI OLMASI VE YETKİLERİNİN ARTTIRILMASI. DEVLETE ZARARA UĞRATACAK UNSURLARIN KALDIRILACAK ŞEKİLDE HER TEDAVİDE KORUDUĞU HASTA İÇİNDE PRİM SİSTEMİ GETİRTİLMELİDİR. BÖYLELİKLE GECENİN BİR SAATİNDE HASTASINI AİLE HEKİMİ YANLIZ BIRAKMAYACAKTIR. AMERİKAYI YENİDEN KEŞFE İHTİYAÇ YOKTUR. HERŞEY NET…

Sağlıcakla kalın, hiç hasta olmayın….