YAZARLAR

İktidar ve Ana Muhalefetin yereli Kartal’da çöktü!

İstanbulda ay geçmiyor ki deprem oluyormuş gibi toprak kaymaları, bina çökmeleri peş peşe meydana geliyor. En son bina çökmesinin yaşandığı yer Kartal İlçesi oldu. Altında kaçak bir konfeksiyon atelyesi binanın üstüne 3 kat kaçak atılmış. Sonra da İktidar ve ana muhalefet partilileri ile devletin ilgili yetkilileri ekran karşısına geçerek, “Büyük acı, konu hakkında gerekli soruşturma başlatılacak, binanın zemin katında perde duvar yıkılmış vs. bu nedenle bina çökmesi yaşanmıştır, bunların olmaması için gerekli çalışmalar yapılacak, aileleri ziyaret ettik gerekenler yapılacak vs. vs” açıklamalarda bulunuyorlar.

Yerel seçimler kapıya dayandı iktidar ve Ana Muhalefet partisinin adayları belediyecilik konusuda gerekli başarılarını sıralıyorlar ama çağın kentleşmesi konusunda her hangi bir proje üretemiyorlar. Öte yandan, bu binanın altında kaçak çalışırken belediye yetkilileri ve devletin ilgili denetleyici kurumları görmemiş mi?, Binanın üzerine atılan 3 kaçak kat yapılırken belediye yetkilileri neredeydi?, Bu kaçak katlar yapılırken, binanın belli bir öz kütle ağırılık tartımına bakıldı mı?, İstanbul’da kaçak çatı katları arttı dediğimizde hükümet neden gerekli çalışmayı yapmadı. Bugün sahada olanlar dün yapılan yanlışları söylediğimizde tavır veya surat yapacaklarına, mazlumun, yetimin, açlık sınırı altında çalışanın vergisiyle maaş aldıklarını unutmasınlar.

Dış güdümlü bir başkanlık sisteminin hayata tam anlamıyla geçirebilmek için, gündemde hem iktidar ile ana muhalefet partisi üzerinden siyasetle bu işler olmuyor. Yine aynı şekilde birileri yazacak veya üretecek, o üretileni elinden alıp ekranlar kaşısına geçip bilmedikleri konular hakkında ahkam kesip konuşma yapacaklar. Üretemeyen değil, üreten bilim insanlarını yok sayıyorlar sonra da yanlışı kendileri yapıyorlar, cezayı garibana kesiyorlar.

Son 20 Yıldır İstanbul, il ve ilçeleriyle İktidar ile Ana Muhalefet partisinin elinde yönetiliyor. İl ve İlçe şehir yönetimi kırsal şehirlerin yönetimi şeklinde değildir. Metropol şehir yönetimi değişim ve yaşam olanları oluşturmayla meydana gelmektedir. Şehircilik her tarafı parklarla doldurmak veya betonlaştırmayla olmaz. Kentin kalabalıklaşması yani nüfus artışı ile birlikte kent yüzeyinde ki fizyolajik değişimlerden kaynaklanan sebepler, yerel yönetimlerin “Rüşvet” karşılığında yaptırdıkları kaçaklar ile ruhsatsız işletmeler kentte büyük felaketlerin öncüsü olacaktır. Olmuşturda.

Biz bunları defalarca yazdığımızda “O karşı tarafın adamıdır, bizim değil. Bizim olsa bu şekilde yapmaz” diyerek gazetecileri ile avanta almayan denetleyicileri öteleyerek işi yapamaz hale getirtip, ekranlara ve gazetelere, “Ne yapıyorsak vatan millet ve sizler için yapıyoruz” deyip arka tarafta, “Bu işte ne gelir, falan şirkete filan kişiyi ortak yaparlarsa bu işin yapılmasına izin veririz” işlerini yürütmeleri çıkar ilişkisine geçmiştir.

İktidar ve Ana Muhalefet partililer yani siyasiler ağızlarına almışlar, “İstanbul’un yapısı dikey mimari değil yatay mimari daha uygundur, yolları genişlettik ve metro ağlarını yaygınlaştırıyoruz”, “Şehrin suyunu ve çöpünü belediyelerimiz alıyor” diyerek iktidar ve muhalefet gelecek şehircilik planlarını anlatırlarken ne kadar sığ bir alanda durduklarını göstermiş olundu. Aslında yatay ve dikey olan bu keskinlik onların düşüncelerinde gerçekleşmiştir. Kartal’da ki bina çöktü, iktidar ve ana muhalefet partisinin yerel yönetimlerde ki yönetimleri çöktüğünün belgesidir. Çünkü bu diğer çöken binalarda olduğu gibi ölenler ve yaralananlar oldu.

Yine söylüyorum metropol şehirlerin planları ne yatap imar uygulaması ne de dikey imar uygulamasıdır. Siz hala Bizans döneminde yapılan ve betonlaşmaya yönelik bir mimari şekli sürdürmeye devam ediyorsanız (Yatay-Dikey) o zaman bu kentte daha çok hastalıklar, kazalar vs. nedenlerden dolayı ölümler çok olur. Yani anlayacağınız bu sığ düşünceyle bu ölümlü ve yaralamalı olaylar son olmayacak. Çünkü yerel yönetim anlayışı bu şekilde devam ederse, fabrika yangınları, patlayıcı maddelerin kent içerisinde olması, gıda ürünlerinin sağlıklı olmaması, kaçak atelyelerin bulunması, binaların kontrollerinin yapılmaması vs. vs….

Bu şehircilik değil aksine yerel yöneticilerinin rantçılığıdır. Bugün iktidar ve ana muhalefet partililerin yerel yönetim belediyelerinin hepsini gezdim gördüm. Gördüğüm bir iki belediye başkanı haricinde tüm belediyelerde belediyeleri yönetenlerin, belediye başkanlığı ve yerel yönetimler konusunda yeterli derecede bilgi ile donanıma sahip olmadığını söyleyebilirim. Bu kişilerde kendilerini çok çok iyi biliyorlar. Bundan önceki bir çok belediye başkanlarında olduğu gibi. Tabii hepsini zan altında tutmak yanlış olur. Aynı şekilde işleri ranta ve üç kağıtçılığa çalışan ve siyaset öncesi herhangi bir vasfa sahip olmayan kendi benliklerine yenilmiş, ceplerini ve etrafındakilerini besleyen “Bizden olmayan ve bize biat etmeyene hiçbirşey yok. Bunları yaftalayın, iftira atın dedikodusunu çıkartın uzaklaşsın ki işimizi rahat götürelim. Hayatımızı kurtaralım” zihniyetinde olanların elinde ki yerel yönetimler, işini hakkıyla yapan ve azınlıkta olanların tüm çalışmalarını karalamaktadır. İşte burada ki gerçeği görmeleri gerekir siyasi yöneticiler. Tabii ki o siyasi yöneticilerde şirketlere ortak olmuşsa hiçbirşey değişmeyecektir. Bu konuyla ilgili eski bir Osmanlı Sözü var ben söylemeyeyim…

Yine tekrarlıyorum bu işi bilmeyen veya bir şekilde çeşitli sözler vererek belediye başkanı olupta sonra da belediye başkan yardımcıları ile birim müdürlerine teslim olmuş belediye başkanlarından birşey bekleyemezsiniz. Bu rantçı zihniyete sahip belediye başkan yardımcılarının belediyeyi nasıl yönettiklerini anlamak o kadarda zor değildir. Bu başkan yardımcıları ile birim müdürlerinin belediyeye gelmeden önceki gayrimenkullerine ve kazançlarını dikkate aldığınızda, yani nasıl geldiğine ve yakın akrabayı talukatla nasıl gittiğine baktığınızda zaten herşey ortaya çıkmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanının söylediği gibi kişi başına düşen gelir belediyelerde yöneticilik yapanların yüzde 40’nı anlatmış ve bunları başarılı ilan edilmiştir. Aslında halkın olan hakkı, bu kişiler kendine çevirdiği için başarılı olmuştur. Son yapılan aflar vs. işte bu illegalliklerin önünü kapatmış olmuştur. Sonra da, sonrası işte malum. Yerel yönetim, yerinde yönetim diyerek iktidar ve ana muhalefet partilerin eline teslim edildiğinde olacaklar böyle olur. Diğer partililer ve bağımsızlarda ekonomik çıkmaz içerisinde olduğundan mıdır, yoksa yancı parti konumunu benimseyip kendilerini anlatamadıklarından mıdır bilinmez?…

BAŞKANLIK SİSTEMİNİ KİMLER İSTEDİ, BAŞKANLIK SİSTEMİ BEKASI NEDİR?, NERESİNE KADAR GELİNDİ VE ÖZGÜRLÜĞE Mİ GİDİLİYOR YOKSA MONARŞİ YÖNETİME Mİ?, HANDİKAPLARI NELERDİR, BÜROKRATLAR İLE SİYASETÇİLERİN KOLTUĞA NEDEN BU KADAR YAPIŞIP YANLIŞI DA KABUL EDER HALE GELDİLER, AK PARTİ VE CHP’DE DAHA GÜÇLÜ İSİMLER VARKEN NEDEN İBB İÇİN BU ADAYLAR, TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ NEYE GÖRE İPOTEK ALTINDA YAKINDA….