YAZARLAR

İdama götüren İmar uygulaması!…

İktidar ve Ana muhalefet partisi ile stratejik ortakları erken seçim hazırlıklarına hız verirken, sağ da ve solda yeni partilerin kurulmalarına da hız verilmeye başlandı. Bir önceki yazımda geçtiğimiz İstanbul seçimlerinde ilçe ilçe değineceğimden bahsedecektim. Ak Parti’nin en çok yatırım yaptığı ve Cumhurbaşkanlığı yolunda büyük oy kazanan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kalesi niteliğinde olan İstanbul’u yapılan seçimlerle üst üste büyük oy farkıyla kaybetmesi adeta partililer üzerinde büyük etki bıraktı.

Kimilerin göre bu durum bir planlanmış stratejiydi, kimilerine göre de elektrik, su, doğalgaz kısacası iğneden ipliği yapılan ve inanılmaz derecede yüksek zamlar, işçiye, memura ve köylüye ise devletin yaptığı sahte istatistikle enflasyonun küçük gösterilerek komik denecek derecede zamların yapılmasıyla birlikte ekonomik durgunluk ile dar gelirli vatandaşların iyice fakirleşmesine bağlı olarak kaybedilmesiydi.

Aslında, Ak Parti’nin burada oy kaybetmesi ise ilçeler bazında bakıldığında ise yerel yöneticilerin bulundukları ilçeleri inşaat şantiyesi haline getirirken, vatandaşın yaşamsal alanların elden almasından kaynaklandığı gibi sosyal devlet olma normundan uzaklaşması halini alması gibi görünsede, imar ve denetimlerde yapılan haksızlıkların yer aldığı, kamu arazilerinin borçlanma ve çeşitli gerekçeler gösterilerek hesap sorulmaksızın satılması adeta monarşi bir yönetime doğru gidilmesi olarakta görülüyor.

Çöp dağları olan ve suyu akmayan İstanbul yeşillendi amma ormanlarını kaybetti. Sokak arası parklar güvenlik gerekçesi gösterilerek ranta kurban gitti, sokaklar havasız, ağaçsız ve yeşilsiz kaldı. Tarihi eserler yenileniyor denildi, amma menderes döneminde olduğu gibi olmasa da tarihi restarasydnları yapıldı ama yine de eski İstanbul sanki dilimlenmiş gibiydi. Yeni caddeler-meydanlar, raylı sistemler, yer altı şebekesi ağları, Her açılan bulvar, şehrin bağrında yüzlerce metre genişlikte şehir şeritlerini kazıdı-kaldırdı. Arada kalan yerler arazi parçaları yerel yönetimler tarafından borçlar gösterilerek satılarak, yüksek katlı bitişik nizam yapı ruhsatları verildi. Nüfus yığılması, düşüncesizce teşvik edildi. Villa ve rezidans binalarla şehrin eski mahallelerine ve tarihi bölgelerine yayıldı. Eski İstanbul’un üzerine yeni bir İstanbul çöktü ve eskisini tarihe gömdü. Eski İstanbul’dan hâlâ gözle görülebilenler ise sadece tarihi izlerdi.

İşte bunlara bağlı olarak ilçe ilçe iktidar ve ana muhalefet partilerinin yönetiminde olan belediylerin nasıl bir yönetim sergilediği ve Çekmeköy’den başlayacağımı bir önceki yazımda izah etmişti. Ak Parti’nin büyük farkla kazandığı ilçeler arasında yer alan Çekmeköy Belediyesi’nin geçtiğimiz istanbul seçiminde adeta kaybedilmiş durumdaydı. Bunun sebep ve nedenleri olarak ilçe belediyesi ile parti yönetiminde ki kişilerin başarısızlığı olarak görülmüştü. Ahmet Poyraz bunları dikkate almamış gibi ne İlçe Başkanını ne de başkan yardımcılarını hatta danışmanlarını bile değiştirmeden yola devam ederken faturayı en alt kesime kesmiş görünürken, yönetiminde ki müdürlerin sadece birimsel yer değişimi yaptırarak kamufle etmiş. Bunlara daha sonra değineceğim….

Çekmeköy Belediyesi’nde geçtiğimiz günlerde mecliste arazi satışı için ana muhalefet partisi meclis üyeleri ilginç bir durum sergilemesi ve konuşma yapması dikkatimizden kaçmadı. Herkes şaşkındı. CHP’nin sözcüsü “Belediyemizin bütçesi denk. Borcumuz yok. Arazi satışı niye yapıyorsunuz. Keyfiyatla yapılan satış zarardan başka birşey değildir” demişti ve ardından da “Partililerimiz bu konuda ister satışa izin versin isterse vermesin” gibi konuşmayla geçiştirerek sanki satışa onay vermiş, alacak kişiye de adeta göz kırpmış gibiydi. Meclis öncesi yapılan toplantıda ise üst kademeden birileri ılımanlı olun talimatı vermiş talimatı olduğu iddia söylentileri kafa karıştırdı. Bilinmez “Al gülüm, ver gülüm” siyasetimiydi veya kendilerini destekleyen ariziyi alacak komşu arazi sahibine kıyakmıydı zaman gösterecek.

Ak Partili belediye bir önceki dönem borcundan dolayı 10 milyon liraya satışa çıkarttığı yeri bu yılda satışa çıkarttı. Bedel düşüklüğü yapılacak mı bilinmez lakin satışa onay çıktı. Arazi satışa çıktı ilginçlere de sahne oldu. İBB Belediye Başkanı ve meclis üyeleri adeta mecliste savaş verirken, ilçelerin bazılarında meclis üyelerinin pasif siyasetle “İtiraz etsekte, etmesekte zaten meclisten hepsi geçiyor… Bizde bu işte bizi destekleyenlerin işlerini halledelim” düşüncesi gibi davranış sergilemesi bu yönde iddialar konuşulup duruluyor. Meclis üyelerinin bu davranışlarını Çekmeköy halkına bırakıyorum. Muhalefetin bu tavrı beni tarih öncesine götürdü… Menderesin başını yakanda bu imar uygulamalarıydı. Uzun yazı okumayı seven okuyucularımı tatmin etmek ve Tarihi sevenleri ve Menderes dönemini bilmeyenlerin bu okumasını tavsiye ederim…

MENDERES’İN İMAR UYGULAMASI…
27 Mayıs darbesinin ardından Yassıada’da yargılanarak İmralı’da idam edilen Türk Başbakan. Adnan Menderes, İstanbul’da önemli imar çalışmaları yapmış, İmar ve İstimlak Kanunları çıkartmıştır. 1950 ile 1960 yılları arasında başbakanlık yapan Adnan Menderes, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından Yassı Ada’da yargılandıktan sonra 17 Eylül 1961 yılında İmralı’da idam edildi. Siyasi hayatına Serbest Cumhuriyet Fırkası ile başladıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti’de görev almıştı. Tarihle ilgilenmeyen yeni nesil bu kadarını biliyor işte bazı gerçekler…

Birazcık o dönemlere yüzeysel olarak bir tarihi dalganmayla uğrayalım. Adnan Menderes iktidarlarının önceki döneminde alınan borçların geri ödenememesi ve dış ticaret açığının çok artması nedeniyle, 1958 yılından itibaren Türkiye ekonomisi zorluklar yaşamaya başladı. Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranlı devalüasyonu yapıldı, dolar 2 liradan 9 liraya çıkarıldı. Türkiye 600 milyon dolar dış borcunu ödeyemeyeceğini açıklayarak moratoryum (borçların ödenemeyeceği ve yeni bir ödeme planına bağlanması ilanı) ilan etti ve IMF ile ilk stand-by anlaşması imzalandı.

Menderes, liberal ve dışa açık bir iktisat görüşüne sahipti ve özel girişime geçmiş iktidarlara göre daha fazla serbesti tanıdı. Ekonomik girişimleri önceleri toplumun yoksul kesimini mutlu etti, ancak uzun vadede ekonominin dengesi bozuldu ve aşırı dış alıma (ithalata) sebep oldu. Sanayileşme ve ekonomik gelişmeyle birlikte kırsal kesimden İstanbul gibi büyük şehirlere göç hızlandı. Bu yüzden de büyük şehirlerde ilk gecekondu mahalleleri oluşmaya başladı. Yapılan anlaşmalar doğrultusunda veya zarar gerekçesiyle bir çok kamu fabrikaları kapatılmıştı.

Menderes, en çok eleştiriyi dışa bağımlılık politikaları yüzünden almıştır. Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları, Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı. Yine uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası, Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapatıldılar.

Tek parti döneminde olduğu gibi DP iktidarı döneminde de, tarımın ekonomideki payı büyüktür. Fakat bu pay, DP iktidarının sonlarına doğru azalmaya başlayacaktır. Birazcık daha gelirlere bakalım ve tarım gelirleri, 1950 yılında yüzde 50 iken 1955 yılında yüzde 46’ya inmiş; faal nüfus içinde tarımla uğraşanların sayısında da bir azalma yaşanmış. 1950’lerde tarımla uğraşan nüfus yüzde 84,1 iken 1955’den sonra bu oran yüzde 76,8 e düşmüş. Buna karşılık sanayi gelirleri yükseldiği gibi, sanayideki faal nüfus miktarı da artmış. Faal nüfusun tarımdan sanayiye hızlı geçişi, sanayi gelirlerinde artım sağladığı gibi milli gelirde de hızlı bir yükselişe neden olmuş.

Kısacası, 1950-1954 yıllarında Türkiye ekonomide kalkınma dönemine girdi. Bu dönemde serbest piyasa ekonomisine geçişe hız verildi. Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi. Yabancı sermayeyi teşvik yasası çıkarıldı. Gelen krediler özellikle tarım alanında kullanılmaya başlandı. Tarımda makineleşme çalışmaları yoğunlaştırıldı. Marshall Planı’nın da katkısıyla ülkede yeni sanayi tesisleri kuruldu. 1954 yılında Türkiye Vakıflar Bankası kuruldu. Bu dönemde Türkiye’nin gayri safi milli hasılası, yılda ortalama yüzde 9 oranında büyüdü.

Lakin bunlara rağmen, 1955 yılında ekonomide tıkanmalar başlamıştı. Grevler ve sokak olayları boy göstermeye başlamıştı. Dış borçlar giderek artıyordu, ödeme dengesi bozulmuştu, döviz girişi yeterli değildi. Öte yandan, Kıbrıs’ta 1 Nisan 1955’te faaliyete geçen ve Kıbrıslı Türklere saldırmaya başlayan, Türk köylerini yakıp yıkan EOKA’ya karşı Türk halkının savunmasını yapacak bir örgütlenme ihtiyacı duyan Kıbrıs Türkleri, çeşitli küçük mukavemet grupları oluşturmuştu.

Bunlara rağmen, 27 Temmuz 1957’de Adnan Menderes’in talimatı ile Hariciye Vekili (Dışişleri Bakanı) Fatin Rüştü Zorlu ve Korgeneral Danış Kara Belen’in önderliğinde Rıza Vuruşkan, Burhan Nalbantoğlu, Rauf Denktaş ve Kemal Tanrısevdi tarafından Lefkoşa’da Türk mukavemet Teşkilatı (TMT) kuruldu. Menderes tarafından örtülü ödenekten finanse edilen TMT, küçük grupları birleştirerek, tüm Kıbrıs adasına yaygın, her Türk köyünde varlık gösteren, Rumların EOKA örgütüne karşı çarpışan güçlü bir mukavemet teşkilatı olmuştu.

Bu krizlerin üstesinden gelebilmek için ekonomiyi serbest ekonomiyle güçlendirme yapmaya çalışmıştı. Menderes, kendini destekleyen yerli yabancı bankalarla ortaklık içerisinde olan iş adamların istekleri doğrultusunda 1957 seçimlerinden sonra İstanbul’da imar çalışmalarına ağırlık verdi. İstanbul’da ki imar değişimi kimilerine göre bir tarihi katliam kimilerine göre ise adeta rant halini almıştı. Bu ranti sağlayanların çoğu Türkiye’de ticaret yapan yabancı ortaklı kişilerdi. Tıpkı günümüzde uygulanan 2B ve yerel imar çalışmaları gibi. Kimileri de istimlak ve imar mağduru olmuştu. Bunlarla birlikte; Barbaros Bulvarı, Büyükdere Caddesi, Vatan Caddesi, Millet Caddesi ve Edirne Asfaltı (şimdiki E-5 otoyolu) yollarını açmış. Öte yandan da, en ileri teknolojilerin Türkiye’ye getirilmesi ve yeni nesillere öğretilmesi için Amerikan Ford Vakfı’nın yardımıyla Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesini, Trabzon’da da Karadeniz Teknik Üniversitesini kurmuştu.

1957 yılında İstanbul’da imar çalışmalarına ağırlık veren Adnan Menderes, bu proje kapsamında toplam 10 bin evi istimlak ederek yıktı. Bu proje daha çok Adnan Menderes’in İstanbul için; batılı-modern bir kent haline getirmek için hazırlandı. 9 Temmuz 1956 tarihinde 6785 sayılı İmar Kanunu kabul edildi. Daha sonrasında ise istimlak yapabilmek için 6830 sayılı İstimlâk Kanunu çıkartıldı. İstimlak yapanlar ve kendilerine arazi çıkartanlar ise düşük fiyata aldıkları arazileri evler yaparak vatandaşlara binlerce lira karla satacaklardı. Devletede birşeyler vermeme planları içerisindeydiler.

Bu imar düzenleme çalışmalarına birz daha derinlemesine bakalım; Sirkeci – Florya Sahil Yolu, Ordu Caddesi, Vatan Caddesi, Millet Caddesi, Eminönü-Unkapanı Yolu, Atatürk Bulvarı’nın genişletilmesi, Saraçhane’deki Masif Belediye Sarayı’nın yapılması, Beyazıt Meydanı Düzenlemesi, Babaros Bulvarı’nın açılması, Maslak güzergâhından geçen Levent-Sarıyer Asfaltı, Perşembe pazarındaki Karaköy-Azapkapı bağlantısı, Karaköy-Tophane arasındaki Kemeraltı Caddesi, Tophane’den Bebek’e kadar uzanan sahil yolunun genişletilmesi, Eyüp Meydanı ‘nın düzenlenmesi, Üsküdar İskele Meydanı’nın açılması, Salıpazarı ve Haydarpaşa Liman Tesisleri, Üsküdar-Beykoz Sahil Yolu.

Adnan Mendres’in imar planı çıkarma sebepleri ise şöyle açıklandı: Kent içi trafiği rahatlatmak, Meydanların ve camilerin çevrelerinin açılması, Camilerin ve dini yapıların restorasyonunun yapılması. İstanbul İmar Planı düzenlemeleri kapsamında yapılan yollar için birçok tarihi yapı yıkıldı. Kent içi ulaşımı motorlu araçlara yönlendiren Adnan Menderes, Metro sistemini ise boşa giden para olarak gördüğü için pek ilgilenmedi. Sanayinin gelişmesi ile birlikte gecekondulaşmada hızlandı. 1960 – 65 yılında Türkiye’deki iç göçün yüzde 22’si İstanbul’a yönelik gerçekleşirken, 1962’de 78 bin olan gecekondu sayısı, 10 yıl sonra 195 bin’e çıkmıştı.

Doymak bilmeyen rantçı yabancı ve yerli sermayedeki pranalar düğmeye basmışlardı. Meclis dışında ise üniversitelerde hükümete karşı protestolar düzenleniyordu, olayların önü arkası kesilmek bilmiyordu. Ve 27 Mayıs 1960 tarihinde sabaha karşı saat 4.00’te radyoda Kurmay Albay Alparslan Türkeş, TSK olarak yönetime el koyduklarını bildirerek askeri darbenin sebeplerini bir radyo bildirisi ile halka duyurdu.

“27 Mayıs Darbesi, emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile icra edilmiştir. Kritik mevziler, bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Sonra cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleri tutuklanarak, hükümet; 235 general ile 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilerek ise ordu; 1402 üniversite öğretim görevlisi görevden alınarak ve bazı üniversiteler kapatılıp el konularak, üniversiteler ve nihayetinde 520 hâkim ve yargıç görevden alınılarak, yargı kontrol altına alınmıştır.”

Darbe sonrasında, yeni bir anayasa oluşturulması için ülkenin önde gelen hukuk profesörlerinden bir anayasa komisyonu kuruldu. Menderes ve diğer DP üyeleri ise bulundukları Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı tarafından yargılanmaya başladı. Yapılan oturumlar her gece radyoda Yassıada Saati programında halka duyuruluyordu. Ekonomiyi zarara uğratma, ihanet ve tarihi binaların yıkılması vs. gerekçeler sunularak yüce divanda yargılandıktan sonra idam edildi. Bunlarla birlikte yerel yönetimlerde d illegal işlere karıştıkları gerekçesiyle bir çok yerel yöneticide ‘Kamuyu zarara uğrattı” gerekçesiyle zor şartlarda hapis yatmış…

MENDERES DÖNEMİNDE YIKILDIĞI İDDİA EDİLEN TARİHİ YERLER
Menderes döneminde dönümlerce arazileri 500 bin liraya satın alanlar ise merhum Menderes ve arkadaşları idam edildikten sonra istimlakçılar yaptıkları villa ve dairelere binlerce liralara satarak büyük karlar elde ettiler. Bu da yetmiyormuş gibi kurdukları koparatiflerle vatandaşları dolandırdılar. Sonra da bankaları concorda do ilan ederek devlete sattılar. Menderesin gelmesini isteyen bu işadamları, ellerindekini kaybedeceklerini anlayacakları gibi dışarıya verdikleri sözlerde yerine gelmeyince bu kez hem sağda hem de solda kendi isteklerini yerine getirebilecek lider adam arayışları içerisine girmişlerdi.

Adnan Menderes’in yapması gerekenleri söyleyerek, 1957 yılında Prof. Hans Högg, Adnan Menderes tarafından İstanbul’a çağrıldı daha sonra 1958 yılında ise İtalyan Prof. Luigi Piccinato İstanbul planlamasının başına getirildi. Adnan Menderes döneminde yıktırıldığı iddia edilen camiler;

-1465 tarihinde inşa edilmiş olan tarihi Murat Paşa Camii, Vatan Caddesi yapılırken 1957’de yıkıldı.
-Pertevniyal Lisesi yakınlarında bulunan Tarihi Oruç Gazi Camii, 1956 yılında yol yapım çalışmaları sırasında yıkldı.
-Yeni kapı yakınlarında Fatih döneminden kalma 1479 tarihli Çakır Ağa Camii, yol yapım çalışmaları nedeniyle 1958’de yıkıldı.
-Aksaray’da Vatan Caddesi’nin başlangıcında yer alan Fatih döneminden kalma Camcılar Camii ve çeşmeleri, 1957 yılında yol yapım çalışmaları nedeniyle yıkıldı.
-Aksaray’da1555 yapımı tarihi Kazasker Abdurrahman Camii 1957’de yol yapım çalışmaları nedeniyle yıkıldı.
-Karaköy Kabataş arasında bugünkü Mimar Sinan Üniveristesi’nin tam karşısındaki Salıpazarı Süheyl Bey Camii 1957’de yol yapım çalışmaları sırasında yıkıldı.
-Karaköy Kabataş arasındaki 1878-1879 yapımı, özgün mimariye sahip çok nadide eserlerden biri olan Karaköy Mescidi veya camisi 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında yıkıldı.
-Karaköy Kabataş arasındaki 2.Mahmut döneminden kalma, 1826 yapımı tarihi Nusretiye Camii ve sebili 1958’de yol yapımı sırasında tahrip edilmiş.
-Karaköy Kabataş arasındaki Mimar Sinan eserlerinden, Kılıç Ali Paşa Camii ve dükkanları 1958’de yol yapım çalışmaları sırasında tahrip edilmiş, bazı duvarları yıkılarak yeniden yapılmış.
-Bizans döneminde Teodosyus Forumu olan meydan, İstanbul fethinden sonra 1454 yılında, İmparator Konstantin’in kapitolünün yerinde Eski Saray’ın kurulmasıyla bir saray meydan niteliği kazandı. 1855 yılında meydan düzenlemeleri ile birlikte Beyazıt Meydanı’nda da birtakım düzenlemeler yapıldı. 1866 yılında, Seraskerlik Dairesi olarak kullanılan Eski Saray binaları yıkılarak yerlerine, daha sonraları İstanbul Üniversitesi’ne verilen Harbiye Nezareti binası yapıldı. 1923-1924 yılları arasında İstanbul Belediye Başkanlığı yapan Ali Haydar Yuluğ zamanında Yüksek Mimar Asım Kömürcüoğlu’nun tasarımıyla yeniden düzenlendi.
-Beyazıt Meydanı da bu düzenlemelerden payını aldı. 1956-57’de Ordu Caddesinin genişletilmesi amacıyla tarihi Simkeşhane’nin ve Hasan Paşa Hanı’nın Meydan’a bakan cepheleri ve kuzey bölümleri yıkıldı. Daha sonra, meydanla ilgili olarak Sedad H. Eldem’e hazırlatılan proje, Belediyece değiştirilerek uygulandı ve havuzlu meydan ortadan kaldırıldı.
-1960 yılında yapılan 27 Mayıs İhtilali sonrasında Beyazıt Meydanı inşaat halinde kaldı. Bu olaydan sonra İstanbul Belediye Başkanı seçilenler proje geliştirmeye başladı. Prof. Piccinato, Prof. Högg ve Turgut Cansever Beyazıt Meydanı için proje geliştirmek için görevlendirildi. Turgut Cansever’in başına geçtiği Beyazıt Meydanı projesi, yayalaştırma yoluna gidildi. Fakat askeri yönetim yerini sivil yönetime bırakınca Turgut Cansever görevinden alındı ve Beyazıt Meydanı, bitmemiş hali ile günümüze kadar geldi.

TAMER AYDEMİR’İN DİĞER YAZILARI OKUMAK İÇİN AŞAĞIDAKİ LİNKİ TIKLA…

–> İdama götüren imar uygulaması…
–> Siyasetten kazanmak mı, kaybetmek mi?…
–> Belediyelerde hala kaçak var…
–> İktidar ve Ana Muhalefetin yereli Kartal’da çöktü!
–> Halden hallere giren zamlara basit tepki…
–> Borçlu vatandaşlar bankalardan dönüyor…
–> Cumhurbaşkanı Erdoğan doğru söylüyor…

 width=  width=